Bilinçli Hipnoz
1950'lerden Günümüze Aktarılan Deneyim
Anasayfa İletişim
  ANKET

Hipnozu yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanıyor musunuz?

Hipnoza inanmıyorum
Hayır hiç kullanmıyorum
Bazen kullanıyorum
Çoğunlukla kullanıyorum
Her zaman kullanıyorum

KADIN HASTALIKLARI VE HİPNOZ

Ağrıları başlamış ve hastaneye yatmış gebenin doğum ağrılarının kaldırılması için, hipnoterapistin hemen hastaneye gelerek gebeyi uyutup uyandırması ve doğumun sonuna kadar yanında kalması çok faydalıdır. Olmadığı taktirde telefonla uyutabilir veya gebe kadın otohipnozla doğum ağrılarını kaldırabilir. Hastanede uyutulup uyandırılan veya otohipnoz yapan gebe, hipnoterapinin kontrolünde olmakla beraber bütün normal hareketleri yapmaktadır. Gözleri açık, konuşmakta, yürümekte, yemekte, içmekte kısacası canının istediğini yapmakta sadece doğumdan korkmamakta ve ağrı duymamaktadır. Belinden kasıklarından ağrı başlayınca sağ elinin baş parmağının dört parmağı ile kapayıp karnının üzerine doğru götürdüğünde sadece kasılma duyar ağrı duymaz. Uterusun kontraksiyonu süresince eli kapalı kalır, kasılma hissi kaybolunca elini açar yeni bir kasılma ile yeniden kapar. Doğumun sonuna yakın başlayacak olan ıkınma hissi hiçbir zaman kaldırılmaz hatta ıkınma duyunca kendi gücü ve hipnozun gücüyle ıkınacağı telkin edilmiştir. Bunun sonucunda hipnozlu gebe diğerlerinden daha büyük gayret ve güçle ıkınarak doğumun süresini kısaltır ve herhangi bir alet kullanmaya lüzum kalmadan doğurur. Epizyotomi için ekseriya lokal anesteziye gerek kalmaz. Yine Dr. Öztürk’ün ameliyat deneyimlerinde ve diş çekiminde olduğu gibi hipnozlu hastalarda doğum kanaması daha az olmaktadır. Bazı anestezik maddelerin kanamayı arttırdığı zaten bilinmektedir. Hipnozlu loğusa doğumdan sonra hastanede kaldığı sürece, epizyotomi yeri acılarını, son sancılarını, bebek emerken olan meme başı acılarını duymaz, idrara diğerlerinden daha kolaylıkla çıkar. Yine daha önceden verilmiş olan telkinler gereğince taburcu olup evine giderken hastanenin kapısından çıkar çıkmaz, bütün ağrıları eskisi gibi duymaya başlar.

Hipnozsuz olarak hiç ağrı duymadan binlerce kadının doğurmakta olduğunu görüyoruz ve buluyoruz. Doğumda ağrı duyan kadınların ağrı duymayanlardan çok fazla olduğu da bir gerçektir. Hipnoterapi ile doğum yapan kadınların hepsinin de ağrısız doğum yapacağını iddia etmiyoruz. Dr. Öztürk ve ondan sonraki yaptığımız çalışmalarda isteyenlerden % 90 gebenin hipnoz altına alınabildiği, bunların % 70’inin ağrısız doğurduğunu ve % 90’ında hipnoterapinin çok faydasını gördüğümüzü söyleyebiliriz.

Yukarıda bahsedildiği gibi, hipnoz konusunda, ulusal, uluslararası ve dünya kongreleri tertiplenmektedir. Bizim de bu kongrelere iştirak ederek bilgi alışverişinde bulunmanız çok faydalı olur.

(Kadın hastalıkları ve doğumla ilgili bu bölüm, rahmetli Dr. Ertuğrul Bayırlı’nın Temmuz 1983’te “Sandoz bülteni”nde yayınlanmış olan “Bilinçli Hipnoterapi” başlıklı yazısından yararlanarak hazırlanmıştır.) Ağrısız doğum ve narkozsuz ameliyatla ilgili 1997 yılında Tempo Dergisi’nde yayınlanan Nazan Ergülen’in yazısından bir bölümü sunuyoruz:

AĞRISIZ DOĞUM VE NARKOZSUZ AMELİYATTA HİPNOZ

Kırk yıldır dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanan hipnoz Türkiye’de de giderek yaygınlaşıyor. Kadın, çocuk ve diş hastalıklarının tedavisinde, psikolojik rahatsızlıkların giderilmesinde, norkoz verilemeyen hastaların ameliyatlarında hipnoz etkili bir çözüm yolu sayılıyor.

Sevim kızımız o zaman 9 yaşındaydı. Bademcik ameliyatı olması gerekiyordu. Ama narkoz vücuduna alerji yaptığı için operasyon gerçekleşemiyordu. Daha önce anne ve babasının ameliyatlarında da hipnoza başvurmuştuk. Birkaç seanstan sonra verdiğim telkinleri aldığını gördüm. Artık ameliyat gerçekleşebilirdi. Operasyona giderken Sevim’i hipnotize ettik. Gözleri açık bir şekilde ameliyata gitti, ağrısız sızısız masadan kalktı. Şu anda 22 yaşında ve bankacılık yapan Sevim Kurtoğlu’nun hipnozla tedavide yaşadığı deneyi, Türkiye’de hipnozla tedavi uygulayan pek çok doktordan biri olan diş hekimi ve “Tıbbi Hipnoz Derneği”nin de başkanı Ali Eşref Müezzinoğlu bu sözlerle anlatıyor:

Bilimsel olup olmadığı artık tartışılmayan hipnoz, hem dünyada hem Türkiye’de tıbbi tedavinin pekçok alanında yaygın olarak kullanılıyor. Özellikle diş hekimliğinde, kadın hastalıklarında, doğumda, çocukların büyüme dönemlerinde karşılaştıları sorunlarda, psikoloji ve pisikiyatride tedavinin kolaylaştırılıp hızlandırılmasında hipnoz, doktorların adeta sihirli değneği.

Sıralamadan da anlaşılabileceği gibi tüm dünyada hipnoza rağbet eden doktorların başında yüzde 40 oranla diş hekimleri geliyor. Koltuk korkusunun yenilmesi ya da cerrahi müdahale gerektiren olaylarda diş hekimleri hipnoza bir can simidi gibi sarılıyorlar. Bunu yüzde 25 oranla jinekologlar izliyor. Daha genç kızlık aşamasında, ilk adet döneminde rastlanan sancıların giderilmesinde, evlilik aşamasında cinsel ilişkiden kaçınmanın ya da “ilk gece kabusu”nun yenilmesinde, hipnoz etkili bir yöntem olarak kullanılıyor. Bundan başka ağrısız doğumdan bebek emzirmeye, doğum sonrası vücut deformasyonundan menopoz sorunlarına kadar hemen her tür kadın hastalıklarının tedavisinde hipnoz başarılı sonuçlar sağlıyor. Üçüncü sırayı ise bazı çocuk hastalıklarının iyileştirilmesi oluşturuyor. Alışkanlık haline gelmiş parmak ya da dudak emmekten yatak ıslatmaya, tırnak yemekten tiklere, kekemelikten ders çalışamama sorunalrına kadar pek çok alanda hipnoz etkili bir çözüm yöntemi.

Bir tedavi yöntemi olarak hipnozun kullanım alanı bu kadarla da sınırlı değil. Asabi tansiyon, baş ağrısı, migren, kolit, şeker hastalıkları, korku, başarısızlık, mutsuzluk, anksiyete, fobilerin tedavisi ve narkoz kullanmanın mümkün olmadığı cerrahi müdahaleler de hipnozun imdada yetiştiği durumlar arasında.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi doktorlarından Şahap Erkoç hipnozu “dikkatin belirli bir konuda toplandığı, başka birinin telkinlerinin kabul edilebildiği değişik bir bilinç durumu” olarak tanımlıyor. Hipnotizmaya “doğal bir yöntem” gözüyle bakan psikolog Ertan Kura da “uyanık uyku” adını veriyor hipnoza. Gerçekten de hipnoz durumu bir uyku hali gibi görünmekle birlikte oldukça farklı. Uykudakinin tersine bilinç, tümüyle yerinde çünkü. Her şey, her ne kadar kontrolü elinde tutan hipnozitörün elinde gibi görünse de, kişi istemediğini yapmamak yetisini kaybetmiyor. Diş hekimi Ali Eşref Müezzinoğlu yaygın inanışın yanlışlığını şöyle anlatıyor: “İnsanların isteği dışında yönlendirmeler yalnızca filmlerde olur. Gerçekte insanları o kadar derinden etkileyip kişiliklerini değiştirmek mümkün değil. Hipnoz sırasında kişinin bilinci yerinde. İstemiyorsa kendisine verilen kötü telkinleri yapmayabilir.”

Müezzinoğlu’nun tespiti bir hipnoz olayının gerçekleşmesinde hipnozitör kadar hipnoz uygulanacak kişinin buna yatkınlığını da vurguluyor. Nitekim Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği eski başkanı rahmetli Ergün Arıkdal şunları söylüyor: “Hastanın telkinlere ne kadar yatkın olduğunu bulmak çok önemlidir. Uyutucu telkinlere yatkın mıdır, uykusu ne kadar derinleşebiliyor, inanç derecesi nedir?”

Özellikle ameliyat öncesinde deri hassasiyetinin dokunma duyusunu beyne kadar götüren akımı bir yerde bloke etmiş oluyorsunuz. Beyin onu almıyor. Bu kolay bir iş değil. Biz bunu ikna yoluyla yapıyoruz. İyi hipnotik çalışma yapan birisi, hipnotize ettiği kişinin uyku derinliğini ölçmelidir. Objektif ölçü kriterleri vardır. Vücutta uyuşukluk ve his kaybı ne orandadır tespit edilmelidir. Bazı insanlar bir iki seansta en yoğun seviyeye inebilir. Tam hissizlik seviyesine inilemiyorsa o insan üzerinde anestezi yapamazsınız. Hipnozun yaygın olarak bilindiği gibi, birinin “Gözlerime bak. Şimdi söylediklerimi aynen yapmaya başlayacaksın” türünden basit bir işlem olmadığı tüm uzmanların ortak görüşü. Dahası, hipnoz yöntemi uygulayanla hasta arasında bir tür elektrik alışverişi. Bazı kişilerin elektrik vericiliği daha fazladır. O tesirleri alışı sırasında hasta, vücudunda sıcaklık hisseder. Bu sıcaklığı hissediyorsa telkini de alıyor demektir. Test bu şekilde yapılır ve hipnoza girilir.

Buraya kadar hep tedavideki uygulamalarıyla öne çıkan hipnoz yakın dönemde eğitim alanında da başarıyla kendini gösteriyor. Bulgar psikiyatrist Lazanov’un geliştirdiği yöntem önce sosyalist ülkelere, orandan da Tüm Avrupa’ya yayılmış. Hatta Macaristan, uygulamayı bir devlet politikası olarak benimsemiş.

Hipnozun eğitim alanındaki bu başarısının sırrını Ergün Arıkdal şöyle açıklıyor: “Öğrenci kendisini tam bir gevşemeye sokmayı öğrenir. Nefes alışverişi, kalp çarpıntılarının beyin dalgalarına alfa ritminin geçmesiyle başlar. Alfa ritmine girildiğini gösteren bir kırmızı ışık var başa bağlı bulunan. Telkin almak için en uygun zaman o andır. Öğrencinin bilinçaltı yolları açılmış durumdadır. İkinci olarak vücut, dış uyaranlara karşı savunma durumundadır. Hiçbir uyaran dikkatin dağılmasına neden olmaz. Bu arada öğrenci, dersleri dinlerken hiçbir çaba harcamaz. Öğrenim fotoğrafiktir çünkü: Hafıza, bir sayfayı olduğu gibi görür.”

Görüldüğü gibi hipnoz, sorun olabilecek bir çok alanda konuyu sorun haline getirmeden kolaylıkla çözebiliyor. Bu durum da hipnoz kullanımının Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de giderek yaygınlaşacağını gösteriyor. Zira doktorundan hastasına, eğitimcisinden öğrencisine hemen herkes, hipnozun Mandrake işi olmadığının bilincinde olduğunu gösteriyor.

HİPNOZLA TEDAVİ OLANLAR ANLATIYOR...

NURDOĞAN YILMAZER (53 yaşında, emekli)

Göbeğimde tümör gibi bir şey çıktı. Baktım olacak gibi değil, kalktım muayeneye gittim. O sırada gözleri açık bir çocuğun hipnozla ameliyat edildiğini anlattılar. Beni muayene eden doktor “sizi de böyle ameliyat edelim mi” dedi. Olurdu, olmazdı derken razı oldum. Yattığım yerden herşeyi görüyordum. Küçük bir şey sanıyordum. Bir de baktım ameliyattan sonra 8 dikiş atmışlar. Farkında bile olmadım. Eve geldikten sonra kime anlattıysam inanmadı. Açıp dikişleri gösterdiğimde şaşırdılar. Bundan başka, benim bulantı refleksim vardı. O yüzden dişlerimin protezini yaptıramıyordum. Hipnozla bunu da hallettim. Küçük kızımın bütün yiyip içtiği alttan üsten gidiyordu. Çocuk doktoru (Ayzit Sertel) onu telefonla hipnotize edip iyileştirdi.

SEVİM KURTOĞLU (22 yaşında, bankacı)

Hipnozla ilk defa annemin safra kesesi ameliyatı sırasında tanıştım. Daha sonra babamın katarakt ameliyatında da hipnoz kullandılar. Ben de 9 yaşındayken bademcik ameliyatım sırasında hipnotize edildim. Narkoz vücuduma alerji yapıyordu çünkü. İleri yaşlarımda dişçi koltuğuna oturmaktan, asansöre binmekten korkuyordum. Bunları da hipnoz sayesinde yendim. Doktorumdan otohipnoz yetkisi aldığım için çok sıkıldığım zamanlarda kendi kendime hipnoz uygulayıp rahatlıyorum. Ayrıca kardeşimin sünnetinde, yine annemin apandisit ameliyatıyla sigarayı bırakmasında bir ablamın tikinin iyileştirilmesinde, hiç ders çalışamayan diğer ablamın bu huyunun giderilmesinde hep hipnozdan faydalandık.

HATİCE SEÇKİN (51 yaşında, ev kadını)

Bundan 8 yıl öence çok heyecanlıydım. Kapının zili çalsa kötü bir haber alacağım diye ödüm kopuyordu. Trafik kazası geçireceğim diye arabaya binemezdim. Hipnozun bu korkularımı yenmeme yardımcı olabileceğini arkadaşlardan öğrendim. Daha sonra dişlerimin tedavisi sırasında da bunun faydasını gördüm. Sinir hastalığı geçiren bir oğluma da tedavisi sırasında hipnoz uyguladı doktor.