Bilinçli Hipnoz
1950'lerden Günümüze Aktarılan Deneyim
Anasayfa İletişim
  ANKET

Hipnozu yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanıyor musunuz?

Hipnoza inanmıyorum
Hayır hiç kullanmıyorum
Bazen kullanıyorum
Çoğunlukla kullanıyorum
Her zaman kullanıyorum

HİPNOZA KABUL

BİR LİSAN İKİ İNSAN MI?

Zaman süratle akıp gidiyor demiştik. Hazır eğitimden söz ederken bir konuya daha değinmek istiyorum. Günümüzde bir lisan bir insan derken bir lisan da yetersizleşti. Gelecekte lisan bu kadar önemli olacak mı diye hiç düşündük mü? Son yıllarda yapılan çeviri aygıtları ve gelişen teknoloji ile internet ağında lisandan lisana otomatik çeviri yapılıyor. Fransızca yazılı bir metni dilerseniz İngilizce olarak karşınızda bulabiliyorsunuz... Herhalde önümüzdeki yüzyıl başında herkes kendi lisanıyla yetinecek... Karşı taraf konuşmaları kendi lisanıyla anlayacak... Belki aradan asırlar geçecek... Konuşmaya bile gerek kalmayacak. İnsan birbirine bakarken veya bir başka canlıyı izlerken ne demek istediğini anlayıp konuşmadan da cevabını bir bakışla aktaracak...

O zaman dile, dişe, damağa ve ses tellerine bu kadar ihtiyaç olacak mı yoksa bu organlar işlevlerini mi kaydedecek? Daha açıkçası insanoğlu kendi bilgisayarından daha fazlasını devreye alabilecek mi?

“Mayalama”dan söz etmiştik. Bu bölümle ilgili değerli gazeteci yazar Abdülkadir Yücelman’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan 18 Şubat 1982 tarihli ropörtajından bir bölümü onun kaleminden aynen aktarmak istiyoruz; duyulan, görülen, ancak inanılmayan bir olay.

HİPNOZ

İstanbul sayılı soğuklarından bir günü yaşarken, Pangaltı, Ergenekon Caddesi Akasya Apartmanı’nın ikinci katında bir dişçi muayenehanesinin geniş salonunda sıra sıra iskemlelere oturmuş 60’a yakın dinleyici ve ayakta duran bembeyaz önlüklerini giymiş en az 10 doktor kürsüdeki bir başka doktoru dinliyorlar. Doktorun hemen yanı başında rahat, geniş ve yaslanır deri bir koltukta hasta oturuyor. Kürsüdeki doktor Ali Eşref Müezzinoğlu. Kendisi ülkemizde ilk kez Bilinçli Hipnoz yöntemini geliştiren Opr. Dr. Hüsnü İsmet Öztürk’ün öğrencisi ve ölümünden sonra da aynı yolda giden bir tıp adamı. Ve biz işte o karlı bir kış günü yapılan, haftalık toplantılardan birindeyiz. Bu toplantıya doktorun deyimi ile “mayalama” diyoruz. Bakalım biz de mayalanacak mıyız?...

Doktor Müezzinoğlu, toplantıyı kısa bir konuşma ile açıp, hipnozun amacını ve yararlarını saydıktan sonra, koltukta oturan hastanın başını iki elleri arasında alıp telkine başlıyor “Ferah nefesler alarak yüksel, talebin doğrultusunda inanca ve güce ulaşacağını, alacağın her nefesin telkinlerin etkisinde daha da çoğalacağını, tamamen gevşeyeceğini kabullenerek yüksel” Şakakların ve alnın parmaklarla ovuşturulması sürerken, doktor telkine devam etmektedir. “Şimdi tamamen ferah bir nefes alarak, kendini tamamen telkinlere terk ederek, daha güçlü olarak yüksel. Üç derin nefes alarak yüksel, ferah nefesler alarak yüksel, daha derin, daha güçlü olarak yüksel, huzur dolu nefesler alarak yüksel...” Bu telkin tüm 135 saniye sürmüştür.

Hasta gerçekten bir hipnoz alemine girmiş ve doktor ile hastanın gerçekten hipnoza girdiğini anlamıştır. Ve doktor ile hastanın arasında konuşma başlamıştır.

- Şu andan itibaren alacağın her nefesle, hayata daha bağlı, daha huzur dolu, neşeli ve ferah olacaksın. Beni duyuyor musun?

- Evet

- Adınız nedir?

- N.................

- Evli misiniz?

- Evet

- Çocuğunuz var mı?

- Evet iki tane.

- Dışarıdaki otobüs seslerini duyuyor musunuz?

- Evet.

- Şimdi eline iğne batıracağım ve sen bir an duymayacaksın.

Ve doktor Müezzinoğlu yardımcısının hazırladığı iğneyi hastanın elinin üstünden bir tutam deriyi kaldırıp, bir tarafından batırıyor ve öbür tarafından çıkarıyor. Hastada hiçbir hareket yok. Doktor yine soruyor.

- Nasıl bir acı duydun mu?

- Hayır

Hasta ile birlikte salondaki topluluk şimdi mayalanmak için hazırdır. Müezzinoğlu söylüyor ve topluluk hep birlikte gözleri kapalı tekrarlıyor: “Huzura ulaştım... Güce kavuştum... Şifa buldum... Hayatı seviyorum... Renkli görüyorum... O nedenle her geçen gün daha neşeli... Daha sağlıklı... daha huzurlu.... daha farklı olacağım... Şifa buldum... Şifa buldum...”

Mayalanma bitmiştir ve sıra hipnozla yapılan diş çekme, tırnak, guatr ameliyatı, safra kesesi ameliyatı ve doğum sırasında çekilen filmlerin gösterilmesine gelmiştir. Bunlardan ikisi gösterildikten sonra seans son bulur.

Bu bağlamda Gazeteci-yazar Emin Demircioğlu’nun 1996 yılında Son Havadis Gazetesi , “Günün Sohbeti” köşesinde yayınladığı yazısından büyük bir bölümü sunuyoruz:

HİPNOZLA EĞİTİME DOPİNG

Üniversiteye hazırlanan gençlere, hipnozla moral ve güven veriliyor.

Tıbbi Hipnoz Derneği Başkanı Ali Eşref Müezzinoğlu, hipnoz’u içe bakma, bilinçaltını isteğe bağlı yönlendirme olarak tanımlıyor. Dernek çalışmalarının yanısıra bir dersanede üniversiteye hazırlanan gençlere eğitimlerinde yardımcı oluyor. Ders çalışmaya konsantre olamayanlara, planlı şekilde çalışamayanlara, sınavlarda panikleyip bildiği şeyleri bile yapamayanlara, öğretmene olan olumsuz tepkisini dersle birleştirdiği için bazı dersleri sevmeyenlere, hipnozla moral desteği ve güven veriyor.

Hipnozla ağrısız diş çekmenin yanısıra, sigara, içki ve öteki kötü alışkanlıkları bıraktırıyor, çocuk yapmaktan korkan kadınların korkularını yenmelerine ve hamile kalmalarına hipnozla yardımcı oluyor.

HİPNOZ NEDİR?

Pekiyi ama, nedir bu hipnoz? Hipnotizma ile hipnoz arasında ne fark var?

Bu soruları yönelttiğimiz Ali Eşref Müezzinoğlu, hemen tanımlama yaparak konuşmasına başlıyor: “Hipnoz, içe bakma, bilinçaltını isteğe bağlı olarak yönlendirme demektir. Pür dikkat izlenen bir TV dizisine konsantre olduğumuz anda bize seslenildiğinde, seslenen insanı duymadığımız gibi, uyku öncesi rehavet ya da sabah mahmurluğu gibi bilinç yerindeyken, bilinçaltına yönelme demektir. Bir kimyasal reaksiyonda “katalizör” nasıl ki, reaksiyonu çabuklaştırıp kolaylaştırıyorsa, hipnoza yardımcı olan kişi de insanların içlerine bakmalarına, bilinçaltına yönelmelerine yardımcı olmaktadır.”

BEYİN KAPSULLERİNE KATKI

Bilimsel olarak, insanın beyin kapasitesinin ancak yüzde 1-2’sini kullandığını kanıtlamıştır. “İzafiyet Teorisi”nin mucidi ve IQ’su yani zeka derecesi 148 olan Albert Einstein’in bile beyin kapasitesinin ancak yüzde 2’sini kullanabildiği dikkate alındığında, beyin kapasitemizin yüzde 90’ınını kullanamadığımız ortaya çıkmaktadır. İşte hipnoz, beyin kapasitemizin kullanabildiğimiz yüzde 1’lik kısmına bir miktar daha eklemek demektir. Tabii ki, bütün bunlar kişinin isteğiyle, bilinci yerindeyken yapılmaktadır.

HİPNOZ, TIBBIN EMRİNDE

Pekiyi ama, derneğin adı Tıbbi Hipnoz nasıl bir şey oluyor? Tıbbi hipnoz yaşamın hangi alanlarında kullanılıyor?

Bu sorularımızı da yanıtlayan Dt. Müezzinoğlu, şunları söyledi: “Nasıl ki bir organımızdaki kesik veya yara bir süre sonra iyileşiyorsa, vücudumuzdaki bu kendini tamir yeteneğinin psikolojik ve psikosomatik problemlerin çözümünde de kullanılması mümkün. Hipnoz, insanın kendi kendisini yönlendirmesi olduğuna göre çevrede hoş karşılanmayan davranışların düzeltilmesinde, insanın kendi içinde hoşnut olmadığı davranışlarının değiştirilmesinde de kullanılabilir.

Hipnoz, uyuşturmadan diş çekme, ağrısız doğum, narkozsuz ameliyat gibi tıbbın emrinde olduğu gibi, güzel sanatlar, kültür ve spor etkinlikleri ve eğitimde de başarıyla kullanılabilmektedir. Batı ülkelerinde bunun örnekleri çok. Avrupa Hipnoz Birliği, belli dönemlerde, hipnozla ilgili veriler ve istatistikler yayınlamakta, Hamburg, Glaskow, Insburg, Selanik gibi üniversitelerde büyük önem verilmektedir.”

DERSANEDE HİPNOZ

Bir dersanede üniversiteye hazırlanan gençlere hipnoz uygulama fikri nereden çıktı?

Dt. Müezzinoğlu dersanede hipnoz çalışmalarını şöyle anlattı:

"Hipnozu önce ben kendi eşime ve çocuklarıma uyguladım. Eşim, hipnoz sayesinde ağrısız doğum yaptı. Kızım üniversiteyi kolayca bitirdi. Oğlum da bir başarılı bir öğrenci. Son 10 yıldan beri Türkiye’de tıbbi hipnoz çalışmaları yapılıyor. Türkiye’de bugüne kadar en azından 10 bin kişiye hipnoz uygulanmıştır. İnsanları bunun yararlarını gördükleri zaman çevrelerine de anlatıyorlar. İnsanlar Finlandiya’dan kalkıp bana geliyorsa, dertlerine çare buldukları içindir.

Gelelim dersane olayına. Bugüne kadar, değişik yerlerde gençlere yardımcı olmak amacıyla uyguladığımız hipnozun başarısı üzerine Beşiktaş’ta bir dersane, rehberlik gibi haftada bir gün hipnoz uygulamamı istedi. 100 kadar öğrenciyle önce konuşup, hipnozu açıkladım ve eğer istemezlerse, kesinlikle hipnoz uygulamayacağımı söyledim. Belli bir süre düşünüp kararlarını verdiler ve hipnoza başladık. Anketler yaparak elde ettiğimiz sonuçları gözledik. İlk iki seanstan sonra öğrencilerde, üniversiteye hazırlanırken ders çalışmalarında konsantrasyon eksikliği, düzenli ve programlı çalışamama sorunu, öğretmenlere duydukları tepkileri derslerle özdeşleştirerek bazı dersleri çalışamama, deneme sınavlarında heyecan ve paniğe kapılıp bildiği soruları yapamama gibi sorunları tamamen çözmüştük.

İLGİNÇ ÖRNEKLER

Dersanedeki ara dönem deneme sınavlarındaki başarıları ise öğrencileri bile hayrete düşürmüştü. Fikir versin diye birkaç örnek vermek gerekirse; Felsefe dersini sevmediği ankete kaydeden bir öğrenci, bir sonraki ankete 6 saat boyunca hiç kalkmadan felsefe çalıştığını yazmıştı. Matematiği sevmediğini belirten bir öğrenci de daha sonra, yorgunluğunu atmak için matematik problemi çözmeye başladığını kaydetmişti. En ilginç örnek ise ikiz öğrencilerdi. Dersaneye başladıklarında, biri derslerinde son derece başarılı olduğunudan hipnoz seanslarına katılmak istememişti, diğeri ise bıçak sırtında giden tiplerdendi. Hipnoz seanslarından sonra o bıçak sırtında giden, pek başarılı olmayan kardeş, başarılı olan kardeşini geçivermişti.

Hipnozu nasıl uyguluyorsunuz? Seans dediğiniz bölümler kaçar dakika oluyor?

Dt. Müezzinoğlu, şunları söyledi: “Genel bir fikir vermek, hipnozu tanıtmak ve dünyadaki uygulamalarını anlatmak için 30-40 dakikalık bir zaman gerekiyor. Bundan sonraki seanslara 4-6 kişi alıyoruz ve uyguladığımız hipnoz 15 dakikayı geçmiyor. Bir saatte 4 gruba seans uygulayabiliyoruz. 4-5 seanstan sonra da onları serbest bırakıyoruz.”

7 Nisan’da yapılacak üniversite sınavı için ‘bilgiyi öğrenmek değil kullanmak önemli’ temasını vurguladık. Dünyayla kilitlenmelerini sağladık. Hipnoz uyguladığımız öğrenciler, sınava kalkacakları gece, kendi kendilerine yapacakları (self) hipnozla rahat bir uyku uyuyacaklar. Sabah, kendilerini dinamik ve enerjik hissedecekler. Kahvaltılarını yapacak ve sınav yerine ulaşacaklar. Sınav yerinde heyecan ve panikten eser kalmayacak gayet rahat ve huzurlu olacaklar. İsimleri okunup çağırıldıklarında da, yerlerine oturtulduklarında da, yine hiç heyecan duymayacak, hiç paniğe kapılmayacaklar. Kağıtlar dağıtıldıktan ve başlamaları istendikten sonra adeta ‘top patlasa duymayacakları’ kadar konsantre olmuş şekilde soruları yanıtlayacak, ‘zamanı egoistçe ve sonuna kadar kullanacak’ ve en iyi sonucu alacaklar. Bu güne kadar yapılan deneme sınavlarında hipnoz almış öğrencilerin başarısı hep yüzde 90’ın üstünde seyretti.

Hipnoz, ilkokul öğrencilerine, ya da doktora ve doçentlik tezi vereceklere de uygulanabilir mi?

Dt. Müezzinoğlu, “Elbette her kesime her insana uygulanabilir” dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hipnozda ağrı hissedilmez. İnsandan kolunu yukarı kaldırıp kıpırdatmadan öylece tutması istendiğinde, 5-10 en fazla 15 dakika sonra kolunda bir uyuşma veya ağırlık hissedecektir. Oysa hipnozda, insan saatlerce öyle kalabilir. Hiçbir ağrı ve ağırlık hissetmez. Bilgisayarı düşünün, bilgisayara bir komut verdiniz. O komutu mekanik olarak sonuna kadar yapmıyor mu? İşte böyle bir şey...

Bilinçaltını yönlendirme ve telkin, yaptırıma dönüşüveriyor ve insan iğne batmasını, bir kesiği duymuyor, hissetmiyor, kanı bile akmıyor... Düşünün büyük bir salondaki 100 kişiye hipnotik konsantrasyon uyguladınız. Bunlardan 4-5 kişi hipnozu çok az hisseder. 65’i orta derecede, 20’si derin ve 15’i de ‘uyur gezer’ gibi hisseder. Kısacası, hipnozda yüzde 95 başarı sağlanmaktadır. Bu yüzden hipnoz eğitimde de başarıyla uygulanmaktadır.

Gönül ister ki Türkiye’de, hipnoz ve hipnotizma, bu yöntemleri kendi çıkarları için kullanmaya kalkacak fırsatçıların, dalaverecilerin elinde kötü amaçlar için kullanılmasını engelleyecek şekilde gerekli yasal önlerler alınsın; hipnoz, insanların genel yararı için, tek tek insanların bireysel çıkarları için değil, yararlı amaçlar için kullanılsın...